3 Haziran 2016 Cuma

Mezuna Kal, ama nasıl...

Tekrar merhaba! Yazmayı, paylaşmayı çok sevdiğim, fikirlerimle hayatlara dokunabilmeyi çok önemsediğim için açmaya karar vermiştim bu bloğu. Şimdi devam ediyorum ara verdiğim yazılarıma. İlki de, bu yıl iyice deneyimlediğim MEZUNA KALMAK hakkında olsun istedim.

Öncelikle, mezuna kalmaya ben nasıl karar verdim öyle başlayalım mevzuya. 2015 YGS bildiğimiz üzere tarihin en zorlayıcı sınavıydı, konu tartışmaya kapalı, bence. Ben ki her denemede Türkçeyi 20-25 dakikada bitirip 2-3 yanlış maksimum yapan insan, sınavda 60-65 dakikamı Türkçeye verdim. Yetmedi, kendime yediremedim matematikten sosyalden vazgeçip dönüp Türkçeyi yapmaya çalıştım. Küçüklüğümden beri en iyi dersim hep Türkçe idi ve kendime de en çok o derste güveniyordum. Sandım ki, herkesin sınavı harika geçiyor ama ben paragrafları 5 kez okusam dahi şıkları eleyemiyorum! Türkçe beni elemiş oldu, sınavın geri kalanında ne matematiği tam yapabildim ne sosyali ne de feni. “Bitti, ben kesin mezuna kaldım çözmeme dahi gerek yok.” diye düşündüm ve tam o anda pes etmiş, YENİLMİŞ oldum. YANLIŞ! Sakın sakın sakın.. bu hataya asla düşmeyin. Benim hayat görüşüm ne yazık ki “Ya hep ya hiç” felsefesi üzerine kurulu. Yanlış olduğunu bile bile vazgeçemiyorum. Kendimi kendime inandıramıyorum. Bir şeyi yapıyorsam tam yapmalıyım, yapmıyorsam hiç yapmasam da olur, dediğim gibi, yanlış bir düşünce.
Neyse, sınav bitti. Herkes çıktı sınıftan. Ben sıramdan kalkamadım, öğretmen yanıma gelip üzülme dese de, üzülmemek olur mu? Okuldan en son ben çıktım ağlaya ağlaya. Eve gidip kendimi yatağıma attım ve o akşamı da Survivor izleyerek geçirdim full depresif bir modda.
O günden itibaren “mezuna kaldım mezuna kaldım mezuna kaldım” diye kafamda bir yol çizmek, pek yararıma olmadı. Dersleri boşladım mezuna kaldım diye diye. Düzgün çalışmadım, sanki mezuna kalınca en iyi üniversitelerde kontenjan açılıyor sana, hadi canım! Evet, asla ve asla bunu da yapmayın. Bir gün dahi kalmış olsa, kendinize katacağınız yeni bilgiler için çabalayın, bir dakikanız dahi varsa DURMAYIN!
LYS’lere girdim ama hiç umursamayarak. Hepsine girdim İngilizce hariç. Bu sene ona da gireceğim, çok seviyorum ve dile de çok yatkınım. Başından beri dilci olmayı da isterdim.
Sonuçlar geldi, umursamadım. Paralı okumak istemedim. Elbet tutardı ama istemedim, ailemin başında zaten yeterince sıkıntı vardı. Tercih fuarlarındaki o heyecana ortak olamadım, gittim ama kimseden adam akıllı bilgi almadım okullara bölümlere dair. Arkadaşlarım yerleşti, herkes sözleşmiş gibi Facebook’ta eğitim bilgilerini güncelledi, ben o sırada İstanbuldaydım KuklaSureyya ile buluşmak için. Kıskanmadım asla, ama içim biraz buruldu.
Yazın plansız olduğum, hangi derse çalışacağıma bir ikizler  burcu olarak karar veremediğim için bölük pörçük geçti. Şunu söyleyeyim, mezuna kalmak asla göründüğü gibi değil. Herkes günde 863546 saat boş vakit olduğunu düşünse de, o vakti kaliteli geçirmek çok çok zor. Eğer planlı programlı biri değilseniz üzgünüm ama zorluk yaşarsınız, bir senenizi çok iyi planlayarak bu yola başlamalısınız. Kendinize güvenmiyorsanız, 15 gün de olsa sınava tüm gücünüzle çalışın. Mezuna kalsanız dahi çalışmakla ne kaybedersiniz ki?
Dersane konusunda, eğer planlı evde çalışamayacaksanız gitmeyi düşünebilirsiniz. Ben DersNette ‘nin ygs lys kamplarına katıldım ve memnun da kaldım. Aras Hoca ve ekipteki diğer hocalar son derece iyiydi. Aras hoca zaten gecesini gündüzüne katarak çabalayan bir hoca, bir kez daha teşekkür ederim.
Eğer “bugün yatayım yarın çalışırım” mantığında olursanız ki bu mezunlukta kaçınılmazdır, olmaz. Ben yapmadım mı çook yaptım! Size günde 21 saat çalışın demiyorum, 4 saat çalış ama verimli olsun, root değiliz, hatta bence sosyal aktivite, spor kesinlikle önemli. Ben spor yaptığımda çok daha dinç oluyor ve yaptığım dersten daha verim alıyorum. “sevgili yapmayın, spor yapmayın, şunu yapmayın..” safsatalarına inanmıyorum, kişi kendinin ölçütüdür, kendi akıl hocanız olun. Dans sizi rahatlatıyorsa dans edin, kimseyle konuşmak istemezseniz günlük tutun, spora gidin ya da bir kitapçıda saatler geçirin. Kendinizi rahatlatmayı bilmelisiniz. Ve, kim kaç net yapmış diye hayıflanma hatasına asla düşmeyin, sizin optiğinizi bir başkası doldurmayacak. Kimin kaç saat çalıştığıyla ilgilenmeyin, o kişi 10  saatte anlıyorsa senin verimli aralığın 7 saat olabilir. Sen sensin, başkası başkası.

Tabii sosyalliği de dozunda tutmak lazım. Her günü boş geçirip sınava az kala bocalamamak için, planınıza uyduğunuz her hafta için kendinize ödül verebilirsiniz mesela.
Bu dediklerim sınavdan, puanların ve sıralamanın gelişinden SONRA mezuna kalmaya karar verenler için. Sınavdan önce kimsenin “mezuna kaldım” demeye hakkı yoktur, buna harcayacağınız vakitte bir konuya daha çalışın, mezuna illa ki kalacaksanız düşünmek için sonra oldukça vaktiniz olacak.
Mezuna kalmak dünyanın sonu değil, ama, ben bu sene evde oldukça stres yaşadığım için biraz pişman oldum. Kendi sıkıntılarım içindi, eğer imkanınız varsa kütüphane, etüt merkezi gibi yerlerde çalışmanız yararınıza olacaktır. İnternet de varsa, videoları orada takip edebilirsiniz. Çalışma ortamınızı düzenli tutmak –ben yapmasam da- motivasyonunuzu artıracaktır. Ama, dediğim gibi.. Kafanız boş, kendinize güvenli olmalısınız. Şimdiden mezuna kalmayı aklınızdan çıkarmalısınız! Hayat karşınıza neler getirecek bilemezsiniz..

Ek olarak sorularınız varsa, buraya ya da instagrama yorum atabilirsiniz. Teşekkür ederim! J

30 Ağustos 2015 Pazar

Istanbul mini kırtasiye alısverisi


Merhaba! Ufak ufak başlamak için İstanbul kırtasiye alışverişimi paylaşmayı tercih ettim. Biliyorsunuz, Kukla Süreyya'nın 5 bin katılımlı Stabilo çekilişini kazanan 8 kişiden biriydim. Bunu şansın bana güldüğü tarih olarak hatırlamak hiç de yanlış sayılmaz.. Çekilişe katılma amacım Kukla ile tanışmaktı, kazandım, Istanbul'a gittim, dünya mutlusu olarak Ankara'ya, yuvama döndüm :) Bu alışveriş de buluşmamızın ardından yapıldı. Kadıköy'de tatlış bir kırtasiyeden almıştım birçok çeşit vardı ama tabii hepsini alamazdım :)  "Birkaç tane alayım ucuzunu alayım" düşüncesinde değilimdir, bir tane olsun ama öz olsun diye düşünürüm hep.


Mickey&Minnie Mouse ürünleri görünce çıldırdığımı tüm takipçilerim bilir :) O nedenle bu tatlış defterlere de dayanamamıştım... Boyutları yaklaşık 15x26 cm. A4 boyutundaki defterlerden daha küçük. Sayfaları oldukça kaliteli ve sayfa rengi de kremimsi.(en çok bu renge yazmak hoşuma gidiyor) Kapak tasarımları zaten beni benden aldı. Fiyatı lisansı itibariyle yüksek, 5.5 ₺

Sağ alttaki "Dikkat! Hafiftir" yazılı defter yine Umur markalı, mynote koleksiyonundan. 60 yaprak, ekstra hafif kağıttan üretilmiş. Eğer siz de benim gibi çantasına her şeyi dolduranlardansanız hafifliği itibariyle bakmanızı önerebilirim. Henüz kullanmaya başlamadığımdan kalitesi hakkında yorumum yok, ancak Umur markasının beğenmediğim ürünü çıkmadı henüz..


Gizemli Orman zaten uzun zamandır almayı istediğim boyama kitabıydı. Bulunca da alıverdim. Henüz sadece bir sayfasını boyadım, malum dersler dolayısıyla fazla vakit kalmıyor. Ama dilerim sınav biter bitmez her gün düzenli olarak boyarım. Fiyatı 20 ya da 25 ₺ olması gerek.


Kitap ayracı ise İstanbul Modern'in satış noktasından. Biraz daha alışveriş yapmak istedim ancak tam kapanış saatine denk geldiğimizden acele etmem gerekiyordu. Kısmet değilmiş, başka sergilere artık :)


Her türlü yorum, bilgi alışverişine açığım. Mailden, DM'den, yorumlarla yardımcı olabildiğim ölçüde yanınızdayım. Mutlu Pazarlar!

28 Ağustos 2015 Cuma

Rüyalar Gerçek Olsun, Başlıyor..

Öncelikle, hepimize, hepinize merhaba!
Bazen ne kadar mutsuz ve hatta huysuz uyansam da, her yeni günün başka bir serüven olduğunun farkındayım. Mucizeler her gün, her an olabilme potansiyelinde. Her sabah yeni bir karar veriyoruz. Ne kadar şanssız olduğumuzu düşünüp kendimizi çözümsüz bir yolda da bulabiliriz, ya da yeni bir umudun doğabileceği inancıyla bir şeylere dört elle de sarılabiliriz. Misal bu sabah, hoş olmayan hadiselerle uyandım. "Of! Bütün gün yataktan çıkmayayım da bir şeyler kendiliğinden düzelsin, bana ne!" düşüncelerine girmedim. Kendi elimden gelen ne varsa o an, o dakika yapmaya başlamak için kendimi programladım. Şu an bu yazıyı yazıyorum, en sevdiğim işi yapıyorum belki de. Ben çoğu kez az konuşan ama çok düşünüp her düşündüğümü yazanlardan oldum. İnsanlar bazen çok sessiz olduğumu düşündü haklı olarak. Ama durumun başkalığı, kompozisyon derslerinde açığa çıktı belki. Yazmayı çok sevmemde babamın katkısı çok büyük. Küçükken onunla hikayeler yazardık, o anlatır ben yazardım. Bir süre sonra fark ettim ki, cümlelerim büyümüş, kendi hikayeme dönüşmüş. Günlük olmuş, anılar sığmış birkaç deftere..

Blog yeni, instagramı açtığım günden beri istiyordum. Ama ne yazılır, ne yapılır bilemedim ilk başta, instagram öyle güzel dostluklar, arkadaşlıklar, dayanışmalar kazandırdı ki bana, doğru anın şimdi olduğunu düşündüm. Yalnız değilmişim ve şimdi binlerce arkadaşım("takipçi" gibi soğuk bir kavrama sığdırmak istemiyorum kimseyi, her biri arkadaşım ve hatta tatlışım :) ) var ve her yeni arkadaşta daha da hayat doluyor içime. Çok teşekkür ederim beni seven, kucaklayan herkese...

Kırtasiye eşyalarımı nereden aldığım, fiyatları çok soruluyor. Blogta hepsini inceleriz. Bu ilgi beni de çok sevindiriyor. Ruyalargercekolsun kendim gibi insanları bulmama önderlik etti. Kırtasiye aşkımı saçma bulan öyle çok kişi var ki! Zaten hepimiz aynı şeylerden hoşlansak aşk çok basit bir kavram olurdu -ne yazık ki değil- ve hatta iyi ki de değil. Asla "Bu gerçek aşk değil, kendini kandırma" demedim kimseye ayrıca, herkes kendi duygusunu kendi ölçütlerinde hisseder. Ve aşk tamamen özneldir. 

İlk gönderi, amma çok konuştum! Daha da konuşurum ben, sizleri çok seviyorum! Mutluluğun ansızın sizi bulduğu harika bir gün olsun. Gidin, ve içinizdeki değerli madeni olduğu yerden çıkarın :) Sevgiyi ve umudu...